Ahıska Sürgünü, 81. yılında Belçika’nın başkenti Brüksel’de Yunus Emre Enstitüsü ve Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) tarafından düzenlenen programla anıldı.
Brüksel’deki YEE ve UID tarafından organize edilen programda, Dünya Ahıska Türkleri ve Ardahanlılar Derneği (DÜARDER) Başkanı Saadet Atalay, Ahıskalı İlahiyatçı Ahmed Aslanov, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Nazlıcan Kavukcu ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Firuze Eroğlu konuşmacı olarak yer aldı.
AA’nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
UID Belçika Başkanı Yusuf Taşpınar, moderatörlüğünü Sevda Bağator’un üstlendiği programın açılışında, atalarının Ahıskalı olduğunu belirterek, büyüklerinden o döneme dair acıları dinlediğini söyledi.
Yaklaşık 17 bin insanın can verdiğini dile getiren Taşpınar, “Her geçen gün böyle kıymetli meseleler rafa kaldırılıyor, unutuluyor. Hep hatırlatmak zorundayız.” dedi.

Taşpınar, “Gönderildikleri yerlerde de zulüm gördüler ancak hiçbir zaman benliklerini kaybetmediler. Ait oldukları topraklara dönme arzusuyla yanıp tutuştular. İnşallah o günleri de göreceğiz.” ifadesini kullandı.
YEE Brüksel Koordinatörü Ayşenur Apaydın da “Ahıska Türkleri, insanlık tarihinin en ağır ve en haksız sürgünlerinden birinin mağdurlarıdır.” dedi.
Benzer acıların yaşanmaması için ortak bir bilinç oluşturma sorumluluğu bulunduğunu dile getiren Apaydın, “Gazze’de, Sudan’da, Doğu Türkistan’da birçok masum insan hala zulümle, ayrımcılıkla karşı karşıyadır. Bu durum, insanlığın vicdanının her zaman uyanık olması gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır.” diye konuştu.
Apaydın, “Unutulan zulüm tekrar eder, hatırlanan zulüm ise insanlığı uyandırır.” ifadesini kullandı.

Birlikte çalışma çağrısı
DÜARDER Başkanı Atalay da memleket bilincini çocukluğundan itibaren taşıdığını, Ardahan ile Ahıska’yı, kurduğu dernekle birleştirdiğini dile getirdi.
Kazakistan ve Kırgızistan’da Ahıskalı Türklerin yaşadığı köyleri ziyaret ettiğini belirten Atalay, onların dinlerine, örf ve adetlerine sahip çıktıklarını gördüğünü ve bundan çok etkilendiğini söyledi.
Atalay, “Bu lokomotif yola çıktı ve durmayacak.” diyerek, birlikte neler yapılabileceği üzerine düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

“Milli davalarımızı bilmeliyiz” mesajı
Kavukcu da Ahıska’da yaşanan acıların hem toprağın insanlarında hem konunun bilincine vakıf bireylerde hala çok taze olduğunu dile getirerek, sürgüne giden süreci tarihsel arka planıyla birlikte anlattı.
Bölge halkının, Osmanlı hakimiyetinde huzur içinde yaşarken Osmanlı’nın güç kaybetmeye başladığı dönemde Çarlık Rusya’sının asimilasyon politikalarına maruz kaldığını söyleyen Kavukcu, Moskova ve Kars anlaşmalarıyla bölgenin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kaldığını ve Sovyet döneminde daha da sert politikalara maruz bırakıldığını ifade etti.
Kavukcu, sürgünü, “dönemin Sovyet lideri Stalin’in bölgedeki Türk varlığını dağıtmak için bilinçli politikası” olarak tanımlayarak, bu uygulamaların pek çok halk üzerinde başarılı olduğunu ancak Türkler ve Müslümanların kimliklerini koruduğunu vurguladı.
“Uğradığımız haksızlıkları unutmamalıyız.” mesajını veren Kavukcu, “Milli davalarımızı bilmeliyiz, okuyup, araştırıp bilgi sahibi olmalıyız. Bu konudaki bilgilerimizi daha da derinleştirip kendi tarihimizi bilmenin boynumuzun borcu olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür
Ukrayna doğumlu Ahıska Türkü Aslanov da “Sürgün ederek Ahıska’dan Türk İslam medeniyetini sileceklerini düşündüler ancak Türk İslam ruhunu taşıyanlar oldukça o bölgeden varlığımız silinmez.” ifadesini kullandı.
“Unutulan tarih tekrarlanır.” diyen Aslanov, Ahıska Türklerinin buna bir daha izin vermemek için dünyanın her yerinde bir araya geldiğini söyledi.
Aslanov, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Ahıska Türklerine verdiği destekten ötürü teşekkür etti.
“Mağdurlara hakları verilmeli”
Eroğlu da Ahıska Sürgünü’nün insan hakları, devlet sorumluluğu ve uluslararası hukukun da sınandığı bir konu olduğunu dile getirdi.
Konunun halen devam etmekte olan bir adalet sorunu olduğunu vurgulayan Eroğlu, uluslararası hukukta zorunlu yerinden edilmenin yasak olduğuna dikkati çekti.
Eroğlu, sürgünün insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, yaşanan travmaların gelecek nesillere ulaştığını söyledi.
Kültürel kimliğin korunmasının da insan haklarına dahil olduğunu belirten Eroğlu, mağdurlara geri dönüş ve vatandaşlık hakkı gibi hakların verilmesi gerektiğini ifade etti.
Programda, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından hazırlatılan belgesel gösterildi.